Doğru ile güzel arasındaki fark nedir?

Doğru bilginin özelliği demektir. Öznellik gösterir çünkü insanların kendilerine has doğruları vardır. Has doğrular sebebiyle yanlışları doğru kabul etmek zor değildir.

Doğru her zaman söylenmelidir, güzel ise estetik yargıların konusu değildir. Doğruların bir amacı olsa bile güzel kelimesinin bir amacı yoktur. Doğru ve güzel kavramı subjektif olarak kişiden kişiye göre değişir. Bu nedenle bir değer yargısını oluştururlar. Değer yargılarımızı kendi dilimizden dökülen sözcüklerle belirliyoruz. Doğru ve güzel kavramını her ne kadar kullansak da bunu toplumun merkezine yerleştiremiyoruz. Çünkü her bir bireyin kendine göre farklı bir doğru, farklı bir güzel anlayışı vardır. Dogmatik düşünceleri ideolojik bir kavram gibi doğru ve güzel olarak ayırmamız toplumsal ayrıcalıkların oluşmasına sebep oluyor. Doğru ile güzel arasında temel bir fark yoktur. Göreceli kavram oldukları için aralarında herhangi bir ince çizgi yoktur. İkisi arasında kurulan köprü sadece birbirlerinin tersi olmasıdır. Doğrunun tersi yalan güzelin tersi çirkindir. Bu tersliklerle birbirleriyle çelişiyorlar. Çeliştikleri noktada aralarında fark olduğunu söylemek yanlıştır.

Karşınızdaki insanın güzel olduğunu düşünürsünüz. Bunu söz ile dile getirdikten sonra yalnızca geriye kendinizce onaylamanız gerekir. Düşüncenizi başkasına kabul ettirme gibi bir şansınız yoktur. Bunun aksini iddia edebilme hakkına sahip insanlar güzel kavramına farklı açılardan bakabilir, beğendiğinizi beğenmeyebilir. Doğru ifadesi de öyle. Bir olaya birden çok insan doğru dese bile her zaman bir yanlış ifade vardır. Doğruyu savunduğunu söyleyen insanların daha fazla yanlışa düşme payı vardır. Doğru ve güzel arasında tek benzerlik sübjektif olmasıdır bunun dışında aralarında bir fark yoktur.

Doğruyu ve güzeli ancak yine doğru ve güzel savunabilir. Herkesin doğrusu kendinedir ve güzeli güzel yapan sadece bakan gözlerdir.

Düşünce özgürlüğünü kısıtlamanın sonuçları

Demokrasinin temel ilkesini düşünce özgürlüğü oluşturur. Bu haklarla birlikte insanoğlu kendini ifade etme, tartışmaya müsait düşüncelerini açıklamaya başlamışlardır.

Sadece zihinsel düşünce ile kalmayıp bunu doğal ifade etme yöntemleriyle gün ışığına çıkarmıştır. Bireylerin özgür kabul edildiği her alanda ilk özgürlükleri düşüncelerini açıkça ifade edebilmelidir. Zihin yorup düşündükleri her bir durumu rahatlıkla gerek yazıyla gerekse sözlü olarak ifade edebilmesi bireyin temel hak ve özgürlüğüdür. Ülke sınırları, din, dil, ırk ayrımı gözetmeksizin herkesin düşündüğünü söylemesi gerekir. Hak ve hukuk kavramlarında sıklıkla karşılaştığımız özgürlük kavramı düşünceler sonucunda meydana gelmiştir. Bireyin özgürlüğünün kısıtlanması sonucu ifade edilemeyen düşünceler ortaya çıkacaktır. Ama ancak, lakin ile başlayan ve kendisinden bir önceki cümleyi hükümsüz kılan ifadeler kısıtlamanın başladığının göstergesidir. Gerek toplumda gerekse insan yaşantısında ifade edilmek istenen her bir düşünce gündeme getirilirken çekimserlik oluşur. Çünkü beyan etmek istenen düşünce rahatlıkla dile getirilemez. Kendisini takip edecek olan cümlenin ya destekleyici bir cümle olması beklenir ya da tam aksine ama ancak, lakin gibi kelimelerle bir önceki cümleyi çürütmesi beklenir. Bu sebepledir ki insanlar hak talep ederken fikir beyan etmeyi isterler.

Bugün basın özgürlüğü kavramı çokça duyulan bir ifadedir. Basın başlığı altında her hakka sahip olan insanlar istedikleri anlamda ve istedikleri ölçüde sorular sorup, fikirlerini dile getirebiliyorlar. Kanaatimce basın özgürlüğü kavramı yanlıştır. Basına hak tanımlanabiliyorsa insanların düşüncelerini rahatlıkla söylemeleri de serbest kılınmalıdır. Her toplumda düşünceler farklı şekillerde ifade edilebiliyor. Oysa günümüzde batılılaşma yolunda ilerlerken bile insanlar fikir beyan edemiyorlar. Bu haklarının kısıtlanmaları onların toplumdaki yerlerini, konumlarını ve itibarlarını sarsmaktadır. Kendilerini değersiz gibi gösteren bu kısıtlamalar yüzünden bir süre sonra birey kendini toplumda etkisiz bir eleman olarak görmeye başlar ve toplum içerisinde faaliyet göstermediğini düşünür. Öz güven yitirme de nitekim yine kısıtlamalar sonucu oluşur. Kendini ifade edemeyen insanlar kendilerine olan güvenlerini kaybederler.

Ulusal güvenliği bozmayacak her türlü düşünce rahatlıkla ifade edilmeli ve bu anlamda asla kısıtlamalar yapılmamalıdır. Kısıtlama sonrasında toplumda oluşacak fikir ayrıcalıkları ve çalkantılar insanlar arasındaki dengeyi bozup güven ve otorite eksikliğine sebep olacaktır.

Küresel ısınmanın ekonomik maliyeti

Küresel ısınma ile beraber ekonomi de sarsılmaya başladı. Küresel ısınmaya sebep veren insanlar olarak tedbir almak yerine daha çok köstek olma yolundayız.

Özenli davranan insanlar olmadığımız için bugün küresel ısınmaya maruz kaldık. Bizim yüzümüzden atmosfere attığımız gazlar sera etkisi oluşturdu bu da dünya üzerindeki sıcaklığın artış göstermesine neden oldu. Bu artışa da küresel ısınma dedik. Bugün doğal oluşumların sebep olduğu küresel ısınmaya bir de yapay oluşumlar sebep oldu. Ne yazık ki yapay oluşumları da biz insanoğlu oluşturduk. Kömür, petrol, doğal gaz gibi fosil yakıtları kullanıyor olmamız üstelik olması gerekenden fazla kullanmamız bir yapay oluşum sonucudur. En fazla yakıt tüketimlerimizi de bu alanlarda yapıyoruz. Karbondioksit gazının kullanılması sonucunda uzaya çıkışlardaki gazları yavaşlatıyoruz. Ormanları yok ederek oksijen depolarımızı yakıyoruz. Tüm bunların sonucunda şiddetli kasırgalar, rüzgârlar ve seller oluşuyor. Aynı zamanda kuraklık ve çölleşme kavramları da ortaya çıkıyor. Kutuplardaki buz kütleleri eriyor ve kıyı kesimler sular altında kalıyor. Bu da demek oluyor ki dünyada ki yaşam alanları daralıyor.

Yerleşim bölgelerinde dağlardaki aşırı sıcaklık yer yer çığların oluşmasına sebep olacaktır. Bu da oraya yaşayan insanların hayatlarını tehlikeye sokacaktır. Doğal ve yapay su kaynaklarımızı tüketerek susuzluğa neden oluyoruz. Küresel ısınma sonucunda psikolojik ve fizyolojik olarak rahatsızlanmalar meydana gelecektir. Orman yangınları artacak ve doğal yaşam alanları tahrip edilecektir. Bunca korkunç sonuçlar varken ekonominin sarsılması hiçte zor olmayacaktır. Tahrip edilen şeylerin yenilenmesi için ekonomiye başvurulacaktır. Bu da ciddi anlamda ekonomik maliyetin zirve yapmasına neden olacaktır. Beklentilerin karşılanması için çok çalışılacak ve maddi zarara ve kayıplara uğrayacağız.

Küresel ısınmaya sebep olmayı engellemeye çalışırsak bugün ekonomik buhran geçirmek zorunda kalmayacağız. Ekonomik maliyetlerimizi alt seviyeye düşürmek için olması gerekenden biraz daha fazla özenli davranmamız gerekecektir.

Leyla ile Mecnun gibi bir aşk yaşamak

Kim istemez ki beşeri aşktan şaşıp Mevla’yı bulmak… Umutsuz bir aşk ile başlar onların hikâyeleri de. Birbirlerini delicesine sevip Kays’ı Mecnun’a çeviren, Leyla’yı canından eden bir sevda.

Kim istemez ki sevdiği için çöllere düşmeyi yahut kim istemez ki sevdiği uğruna ölümü bile göze almayı. En ufak engelde, ayağa takılan taşlar da vazgeçiyoruz her şeyden. Savaşmak nedir bilmiyoruz, kelimelerin raks edemediği her cümlede aşk geçiyor. Oysa Leyla ile Mecnun denince kelimeler raks ediyor… Onların sevgisi kadar masum sevgiyi taşımayı istemez miydik bir düşünelim. Gözünüzü bir insan ile açıyorsunuz ve sadece o insan için atan bir kalbiniz, kahrolan bir bedeniniz var. Sadece ona ait olduğunu bildiğiniz içinde bu size elem vermiyor. Onun için yaptığınız hiçbir şey size eziyet gibi gelmiyor. Bugün beşeri aşk için Mevla’yı unutmuş insanlar olarak utanmalıyız. Kalbe aşkı yerleştiren en büyük aşkın Mevla olduğunu hatırlayamıyoruz bile. Siz erkekler; birer Kays mısınız? Binlerce Leyla var etrafınızda. Hangisiyle ne yaşadığınızı bile bazen hatırlamıyorsunuz. Ait olmak nedir bilmiyorsunuz değil mi? Hevesler uğruna kaç tane Leyla yanıyor acaba…

Hangi Leyla adayı için öbür Leyla’lardan vazgeçtiniz de kendinizi çöllere attınız? Kendinizi attığınız çölde dünyalık işlerden vazgeçtiniz mi? Yoksa yeni umutlar mı aradınız, arayışlarınız ne kadar da basit değil mi? Oysa Kays bir Leyla uğruna Mevla’yı buldu. Ve Mevla uğruna Leyla’yı unuttu. Hakikate ulaşmak bu kadar zor mu sizler için? Peki ya siz kızlar; Sizler Leyla mısınız? Sizin için yanan, Mecnun olan insanlara kendinizi saklayabiliyor musunuz? Mecnununuz uğruna diğer insanları yok sayabiliyor musunuz? Ait olmayı becerebiliyor musunuz? Saf kalbinizle sevdiğinizi düşündüğünüz insanı aramaya çıkıyor musunuz? Arayıp bulduğunuzda sizden vazgeçtiğini hakikate erdiğini görünce onun sevdasıyla ölüyor musunuz? İşte bu kadar saftı onların sevdaları. Onlar gibi bir aşk yaşamayı kim istemez ki? Saf, katıksız duyguların Mevla ile buluşmasıyla asıl hak sahibinin katında sevgililerinizle buluşmak, birleşmek istemez misiniz?

Gerçek aşk Elif gibi dimdik ayakta durabilen yüreklerin işidir. Vav gibi eğilip Mevla karşısında iki büklüm olanların aldığı ödüldür aşk… Bugün birer Mecnun, birer Leyla değiliz ama onlar gibi Mevla aşığıyız.

Lider olma vasıfları nelerdir?

İyi bir yönetici her zaman rekabeti seven yöneticidir. Tatlı rekabetlerle zirveye adını yazdırabilecek insanlar lider olma vasfına sahiptir.

Gerçek bir lider etrafındaki insanları ezmeyip onlarla iş birliği yaparak hedeflerine ulaşabilen kişidir. İyi bir liderde bütünleyici vasıflar olmalıdır. Öncelikle tamamen edepten ders almış sağlam bir ahlaki özellik. Bir liderden beklenilen şeyler normalin altında kalıyorsa bu durum liderin otoritesini sarsacaktır aynı zamanda himayesindeki insanların da bundan etkilenmesine sebep olacaktır. Liderin himayesindeki insanlar liderden daha üstün nitelikteyse daha fazla o liderin himayesinde kalmak istemezler. Bunu nitelikli şirketler de niteliksiz liderlere yapar.

İyi bir lider başına ne geleceğini düşünürken alması gereken kararları istikrarlı bir şekilde alıp hem kendisi hem çalışanları için uygun hale getirmelidir. Korkak bir insan gibi kendini kurtarmaya çalışmadan sadece olması gerekene kitlenmeli ve hedefini doğru belirlemelidir. Belirledikleri hedef doğrultusunda alınacak zor kararlarda net ve anlaşılır olmalıdır. Odak noktasında her ne varsa onun üzerine karar kılmalı ve açıklıkla bunu istediğini belirtmelidir. İyi bir lider azmini, tutkusunu ve isteğini elden bırakmamalıdır. İşini ve çevresindeki insanları tutkuyla sevmeli ve liderlik vasfına yakışır biçimde bunu gizlemelidir. Çalışanlarıyla arasında iyi bir iletişim sağlamalıdır.

Anlaşmazlıklar karşısında sert tepkiler vermeyip aksine doğru yolu işaret etmelidir. Liderler elemanlarını iyi tanımalı ve kimin hangi departmanda rahat çalışacağını önceden tahmin etmeli bu alanlarda görev dağılımları yapmalıdır. Kendisinden sonraki lider adaylarını seçmeli onlara kendilerini geliştirmeleri için yardımcı olmalıdır. İyi bir lider kendinden emin olmalı ve her şeyden önemlisi kendisine, çalışanlarına ve yapacağı işe güvenmelidir. Adaptasyon sıkıntısı yaşamamalı ve bulunduğu ortamlara ayak uydurup ağırlığını hissettirmelidir. Motivasyonunu düşürmeden, yanlışlar karşısında yılmadan daha çok çalışmalıdır. Şirket ve personel problemlerini çözme hususunda başarısını ortaya koymalıdır.

İyi bir lider olumlu düşünceleriyle, tutarlılığıyla, parçalar ve olaylar arasındaki bütünlük anlayışıyla vasıflarını yerine getirir ve kendisinden sonraki lider adaylarına temiz açık kapılar bırakabilir. Lider olmak kafa işi değil bilek işidir bu iyi bilinmelidir.

Motivasyonun çalışma hayatındaki önemi

Öğrenci olmayan insanların vakitlerini en fazla geçirdikleri yer iş yerleridir. Burada hem iş ahlakıyla ahlaklanmak hem de orada huzur sağlamak zorunda kalıyorlar.

Enerjisi düşük insanlar bu alanda başarılı olamazlar bunun yanında motivasyonu da yüksek tutamazlar. Motivasyon ve yüksek enerji disiplinli bir çalışma hayatı için önemlidir. Herkes yaptığı işi sevmez. Yapılan bir işi sevmek için o alanda motivasyon sağlamak gerekir. Çünkü motivasyon her işi yapmakta gizli bir güçtür. Yüksek performans sergileyip iş hayatında başarı sağlamanın yolu yüksek motivasyondan geçer. İnsanlar yetenekleri olan alanlarda çalışma sağlarlar. Bu çalışmalar sonucunda iş hayatlarına şekil verirler. Azim ve yetenek motivasyon ile birleşince iş hayatında yüksek bir başarı sağlanıyor. Özellikle çalışma hayatında anahtar kelime olarak nitelendirilen cümlelerden uzak durmak gerekir. İşleyen demir ışıldar düsturuyla hareket edilmelidir.

İşlere yarın başlarım diyerek erteleme yapmak motivasyonu arttırmayacağı gibi olan motivelik durumu da düşürür. Tembelliğe sebebiyet verir. Verilen işlere ben yapamam, beceremem ön yargısıyla yaklaşmak işi başarmamıza engel olacaktır. Zor gibi görünen iş aslında çok kolaydır lakin yapamam diye peşin hüküm verdiğimiz için yapabileceğimiz işleri yapamıyoruz. Hedeflerimizi belirlemeli, programlı çalışmalıyız. Bu sayede sıkıcı bir çalışma hayatımız olmayacaktır. Sistematik çalışma motivasyonu arttırır. Motive olan insanlar çalışma hayatlarında ciddi başarılar elde edip, iyi kariyer yapabiliyorlar.

Kademe olarak yükselinen iş hayatında motive olmak gerekir. Dış ve iç motivelere kulak vermeliyiz. Alınan maaşın karşılığını ödemek zorundayım demek yerine işimi güzel yaptığım için bu maaşı alıyorum diye çalışma hayatınızı zengin kılabilirsiniz. Çalışma hayatını zevkli kılan, işlerimizi bize sevdiren tek şey motivasyondur. Çalışıyorsanız ve iyi bir kariyer peşindeyseniz sıkıcı iş hayatınızda kendinizi her türlü baskıya karşı motive etmek zorundasınız. Bu sayede merdivenin bir basamağını çıkmış olacaksınız.

Unutmayın ki ilk adımı atan insanlar sonrasında tırmanmayı öğrenirler. İyi bir çalışma yüksek motivasyondan geçer.

Yüzme sporunun sağlığa faydaları

Beden gelişiminin temel sporlarından biridir yüzme. Vücut kaslarının hemen hemen hepsinin kullanıldığı bu spor dalı sağlık açısından da önemli bir rol oynamaktadır.

Küçük yaşlarda başlanması gereken bir spor dalıdır. Spor bilindiği üzere bir disiplin abidesidir. Her koşulda disiplini esas alan spor yüzme alanında da disiplini elden bırakmamıştır. Çok çalışanın kazanacağını bilen sporcular her zaman daha iyisini yapmak için çabalarlar. Bu yüzden sarf ettikleri çabanın boşa gitmediği düşüncesindedirler. Yüzme kişi sınırlarının zorlandığı ve nereye kadar devam edeceğini gösteren bir spor dalıdır. Yüzücülerin atletik olması sağlıklarının yerinde olmasındandır.

Yüzerek kalp ve dolaşım sistemlerimizi çalıştırıyoruz. Vücudun aldığı su oranıyla kalp deriye ısı ve kan göndermek zorunda kalmıyor ve var olan kan çalışan vücut kaslarına aktarılıyor. Kalbin ritmik volümleri de yüzme sayesinde değişebiliyor. Yapılan nefes egzersizleriyle solunum sisteminin düzenlenmesine yardımcı olur. Sinir sistemi üzerindeki rahatlatıcı etkisini de hesaba katmalıyız. Aktif yüzücüler her yüzme sonrasında büyük bir rahatlama içerisindedirler. Bunun sebebi ise kendilerine olan güvenin yerine gelmiş olmasıdır. Bu insanlar da su ve hayat korkuları azalır. Dikkat dağıtmak için iyi bir sebepleri vardır adaptasyonlarını kendileri sağlarlar.

Normal yaşamlarında da etkisini gösterecek bir disiplin anlayışa sahip olurlar. Yüzme de olduğu gibi asıl hayatlarında da başarılı bireyler olurlar. Toplumda da saygınlık kazanırlar. Kilo korkuları yoktur bu insanların çünkü fazlasıyla kalori harcarlar. Yüzme de Aerobik faydalar sayesinde diyabet yani halk dilindeki şeker hastalığına yakalanma riskiniz minimuma düşer. Daha az bir stresiniz ve mutlu bir psikolojiniz olur. Ömrümüzün uzamasına destek sağlar. Astım hastaları için yapılan araştırmalar da yüzmenin astımı yok ettiği düşüncesi oluşmuştur. Bu sebeple de astım hastalığından kurtulabiliriz.

Unutmayın daha az bir çaba sarf ederek daha çok şey yapılabilir. Nitekim yüzücüler sadece yüzüyorlar ama sağlık açısından birçok şey yapmış oluyorlar…

Kumar oynamanın zararları

Hızlı başarı çabuk tembellik getirir. Kolay kazanılan para elbette ki kolay kaybedilir. Bu yüzden kumar kolay kazanılıp kolay kaybedilen tek oyun türüdür.

Kumar oynayarak ilk olarak kendimize zarar verdiğimizi biliyoruz. Mal kayıplarının, kayıp giden zamanın, yok olan ailelerin, dağılan yuvaların, parçalanmış çocukların, kaybedilmiş zenginliğin tek suçlusu kumardır. Hızlı ve kolay para kazanmaya çalışmak insanda bir süre sorma çalışmama duygusunu ortaya çıkarır ve tembel insan olma yolunda ilerleriz. Paranın ve kazancın önemini bilmeyerek tutumsuz bireyler oluruz. Kumar ile kazanılan paranın haksız kazanç olduğunu unutur ve daha çok kazanma hırsıyla kumar gibi oyunlar arama arzusuna kapılırız. Haksız elde edilen kazançlar yüzünden bir süre sonra elimizdeki değerleri ve mal varlığımızı kaybetmeye başlarız. Ailevi sorunlar ortaya çıkmaya başlar ve aile içi huzursuzluk ile günden güne büyüyen olaylar ortaya çıkar ve bu nedenle evlilikler biter.

Hep bir kez daha diyerek, belki kavramını kullanarak ciddi anlamda borç batağına batmaya başlarız. Biriken borçları ödeyemeyiz ve bu sebeple bunalımlar yaşamaya başlarız. Günümüzde de olduğu gibi kurtuluşu intihar da aramaya başlarız. Benim canım kıymetlidir diyenler ise karşısındakini öldürmeye yeltenebilir. Borç batağında yüzerken bile tıpkı bir madde bağımlısı gibi kumara bağımlı hale gelebiliriz. Kumar ortamlarında düzgün bireyler olmayacağı gibi düzgün maddelerde olmayacaktır. Kumar gibi alkol ve sigara tüketimi de yaygınlaşıp sağlık açısından da sıkıntılar yaşanacaktır. Alın teri ile kazanılmayan paranın hiçbir insana faydası olmayacaktır. Toplumsal ahlaklarımız kumar yüzünden bozulmaya devam ediyor bu yüzden kumar yarar sağlamak yerine zararlarını çoğaltarak gün yüzüne çıkarıyor.

Kendimizden sonraki neslin de zarar görmemesi için kötü alışkanlıklarımızı bir kenara bırakmak zorundayız. Yok olan ailelerin sebebi olan kumarı bir kalemde silip atmak zor olsa da bunu yenemem diye bir düşünce olamaz.

Rüya görmek ne demektir?

Bilinçaltı felsefesi gibi tanımlanan rüyalar yüzyıllar öncesinden bu güne kadar farklı şekillerde ifade edilmiştir.

İlkel toplumlarda olan inanç gereği rüyaların taptıkları tanrılar tarafından insanlara ceza ya da ödül olarak verilmesi şeklinde tanımlanmıştır. Hemen herkesin bildiği gibi hayatımızın üçte birini uykuda geçiriyoruz. Gün içerisinde yapmış olduğumuz çeşitli aktiviteler sonucunda hem bedenen hem de sinirsel olarak yıpranıp yorgun düşebiliyoruz. Uykunun en belirgin evresi olan rem evresinde rüyalar oluşum sürecine giriyor. Daha öncesinde görülen yahut görüldüğü zannedilen rüyalar aslında birer hayalden ibarettir. Hayal gören insanlar uyku evresinde bunu rüya olarak tanımlayabilirler. Oysaki gerçek bir rüya tamamı ile kişinin derin uykuya geçtiği anda görülür.

Gün içerisinde yaşadığımız sevinçler, sıkıntılar, düşünceler, yaşantılar, olaylar rüyanın birer konusu olarak karşımıza çıkabilir. Günün yansımasını rüya ile yaşıyoruz da denilebilir. Bu sebeple rüyalar yoruma açık hale getirilmiştir. Gördüğümüz her bir nesnenin bir karşılığını gerek rüya tabircileri, gerek din adamları gerekse bilim adamları farklı şekillerde yorumlayabiliyorlar. İleri boyutta düşünülecek olursa metafizik derecede insanlara sunulan bazı rüyaların Allah tarafından sunulduğu göz önüne alınır. Uyarıcı nitelikte olan rüyaların yorumları ya da açıklamaları da bir o kadar uyarıcıdır. Rüya ile amel edilmese de bazı rüyaların tekrarlanmasının da bir uyarıcı olduğunu bilmek gereklidir. Bunun yanında görülen çoğu rüya bilinçaltı rüyadır.

Gün içinde yaptığımız her şeyi bir kez de uyurken tekrarlarız. Bunun bir açıklaması yoktur ve yoruma müsait rüyalar değildir. İnsanlar rüyaların birer mesaj aracı olduğuna inandıkları için onlara bir anlam yükleyip yeni anlamları da yine o rüyadan çıkarmaya çalışmışlardır. Geleceği Allah’tan başkası bilemez diyen Müslüman toplumlar olarak kabul ediliyoruz ama bazı insanlar rüya ile kâhinlik yapmaya çalışıyorlar. Bu yanlış düşüncelerin zihinleri zehirlemesine müsaade edilmemelidir.

Sıkça duyduğumuz bir cümle de ben neden rüya göremiyorum. Her insan rüya görecek diye bir kaide yoktur. Kimi insanların uykusu olması gerekenden daha hafiftir. Bu nedenle her zaman rüya görme imkânları yoktur. Ve görülen her rüyanın doğru olduğunu söylemek yersiz ve yanlıştır.

Sınavlara nasıl hazırlanmak gerekir?

Hayatımızın hemen hemen her alanında yaptığımız tek şey eğitim almak oluyor. Anaokulu çağı ile başlayan eğitim süreci üniversite ile son bulmayıp sonraki dönemlerde de sürekliliğini devam ettiriyor.

Çocukluk çağından beri girmediğimiz sınav kalmıyor ve bu sınavların her birinde yaşadığımız stres hiç değişmiyor. Hangi sınava girersek girelim kaygımız bir o kadar fazla oluyor. Kaygının azaltılması yönünde birçok koşul ve yeterlilik söz konusu olmuştur. Fakat sınavlara hazırlanmak başlı başına bir problem olmuştur. Bu sebeple bir öğrenci sınava nasıl hazırlanması gerektiğini çok iyi bir şekilde idrak etmelidir. Sınava sadece sınav günü çalışmak ezberci sistemi doğurur ve verimsiz öğrenci profili çizer. Bu yüzden günü birlik çalışma yapılmalı verilen, sunulan, aktarılan her bilgi aynı gün içerisinde tekrar edilerek zihinde yer etmeye çalıştırılmalıdır. Bir gün öncesinden bir sonraki günün derslerine hazırlanılır. Ön hazırlık yapan öğrenci çalıştığı konuyu aktarmada hiçbir problem yaşamayacağı için bunu sınav esnasında kâğıda dökme noktasında rahatlıkla uygulayabilecektir.

Çalışma ortamı öğrenciye göre düzenlenmeli ve dikkat dağıtıcı etmenlerin o ortamda olmamasına önem verilmelidir. Zihni yoran ve dağılmaya sebep olan her türlü şeyden uzak durulmalıdır. Ders çalışan insanların anlamsız yere kurduğu hayaller buna örnek olarak gösterilebilir. Öğrenci amacını ve hedefini iyi bilmeli ve asla o hedeften şaşmamalıdır. Sınavı hedef edinen öğrenci kendisinden iyi birinin her zaman olduğunu düşünerek çalışmasını o yönde belirlemelidir. Öğrenci zamanı olabildiğince verimli, kullanabilmelidir. Ders çalışırken kendisine ayrılan sürenin kısıtlı olduğunu düşünerek baştan salma iş yapmamalı ve çalışmak için çalışmış olmaktan kaçınmalıdır. Bolca tekrar etmenin gerekli olduğunu bilmeli ve bunu bir ödev haline getirmelidir. Uyku, yeme, içme problemleri bu dönemlerde fazla olduğundan kişi kendisinden ödün vermemelidir.

Sağlıklı bir vücut, sağlam bir kafa her zaman artı puan olarak geri döner bunu unutmamalıyız. Heyecan ve gergin dakikaların 1 saatlik bir zaman diliminden ibaret olduğunu düşünüp korkularımızı bastırmalıyız. Herkesin anlayış kapasitesi farklıdır kimisi bir okuma da kimisi beş okuma da anlayabileceği için kişi kendisini yetersiz ve beceriksiz olarak düşünmemelidir. Az ama öz çalışmanın fayda sağlayacağını kendisine aşılamalıdır.

Sınav günü gelip çattığında ezberci bir öğrenci olarak sıraya oturmayarak ben hazırım deyip kâğıdı teslim almalısınız. Kendinizden ve yapacaklarınızdan emin olarak, sağlam adımlar atın bu sayede başarının hiçte uzak olmadığını göreceksiniz.