Kişinin aklı ve mantığını bir kenara bırakıp sadece hisleriyle hareket etmesine tam manasıyla duygusallık denilebilmektedir.

Genelde ruhsal bir hastalık olarak kabul edilen duygusallık bireyler arasında farklılık gösterebilmektedir. Kimi bireyler hislerinin kölesi olup duyguları dışında hareket edemezken, kimileri de duygularını arka planda yaşayıp mantığını öne sürmektedir.

İnsanoğlu duygusallığı aptallık kabul edip bunu bir hastalık olarak tanımlamaktadır. Saf ve vicdani düşüncelerle hareket eden insanlar günümüzde aptal kabul edilmiştir. Oysa duygusal insanlar olaylara geniş kapsamlı bakamayabilirler. Onları incitmek, üzmek ve kırmak oldukça kolaydır. Bunca kolaylık arasında mantıklarını kullanamıyor olmaları sadece onların çok iyi niyetli olduğunu gösterebilir. Onları ruhsal bir hastalık içerisine sevk etmek yanlış ve yersizdir. Duygusallık kimi zaman başa beladır bunu reddetmek yanlıştır. İçler acısı sonlara bile iyi niyet gösterip sineye çekebiliyoruz ve vahim sonuçlar doğuran duygusallık içten içe insanı bitirmektedir.

Masumane duygular bazen insanın kendi katili olabiliyor. İyi niyetlerinin katilini arayan insanlar sadece hislerini yoklasa sorularına cevap bulacaktır. Bunun yanında zekâ üstünlüğü adında bir kavram bulunmaktadır. Zekâ doğuştan gelir. Fiziksel olarak fazla enerjik olan insanlar üstün zekâlı kabul ediliyor. Genelde hâkimiyet kurdukları konu alanında başarılı olmak zorunda olduklarını hissedip ona göre yaşam belirlerler. En belirgin özellikleri çocuk yapılarını asla kaybetmezler. Tozpembe hayallerden uzaklaşmazken gerçek dünyadan da asla kopmazlar. Sorgulama alanında uzman oldukları gibi sorgulandıklarının da farkındadırlar. Bünyelerinde barındırdıkları hayaller ile zekâ anlamında gerçekten zeki mi sorusunu akıllara getirirler. Disiplin onlar için bir tutkudur. Bu iki konu harmanlandığı zaman ortaya çıkan soru şudur:

Duygusal insanlar üstün zekâlı mıdır?

Duygusal insanlar zekâsız kabul edilemeyeceği için üstün zekâlı olmalarında da bir mahsur yoktur. Olaylara akılcı yaklaşamıyor olmaları onların zekâsız olduklarını göstermez. Fantastik yaşamlarını bilime dönüştürmedikleri için duygusal olarak kabul edilirler. Üstün zekâ ise hayallerini bilme döktüğü için zekâ olarak üstün kabul edilirler.

Duygusallığın hâkim olduğu insanlar için onlara saf gözüyle bakmak yanlıştır. Bunu kendilerince ilerleten insanlar bahsedildiği gibi durumu ruhsal bir hastalık haline getirebilir. Ama dozunda yaşayan insanlar için bakış açılarımıza dikkat etmeliyiz.

Üstün zekâlı insanların da içinde yatan gizli çocuğu unutmayıp onlarında duygusal olabileceklerini hesaba katmalıyız.